RÖPORTAJLAR:
hakaner6060@gmail.com
RÖPORTAJLAR
Oruçla birlikte tüm davranışlarda bir “kontrol” çağrısı yapan Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Abdurrahman Haçkalı, Ramazan’ı insanı daha dikkatli olmaya davet eden bir eğitim süreci olarak tarif ediyor. Ramazan ayına özel yaptığımız röportajda Haçkalı; dijital çağda dinî bilgi kirliliğinden gençlerle iletişim diline, iftar sofralarında israf–paylaşım dengesinden manevi değerlere kadar pek çok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor.
Bize kendinizden bahseder misiniz?
Bendeniz Prof. Dr. Abdurrahman Haçkalı. 2020 yılından itibaren Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı olarak görev yapmaktayım. Daha önce 100. Yüzyıl Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinde görev yaptım. Giresun Üniversitesi İslami Üniversite Fakültesinin kurucu dekanlığını yaptım. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi lisans ve doktora programlarını orada tamamladım. Yaklaşık iki buçuk yıl Kırgızistan Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde görev yaptım. Elimizden geldiğince yaklaşık 6 yıldır da Din İşleri Başkanlığında Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmekteyim.
Dini İşleri Yüksek Kurulu tam anlamıyla hangi alanda bir temsil yönetimi yapıyor?
Din İşleri Yüksek Kurulumuzun temel görevi ya da görevlerinin başında toplumu sahih dini bilgi ile doğru dini bilgi ile buluşturmak, güncel meselelere dair fetvalar vermek, halkımızın Diyanet İşleri Başkanlığına yönlendirdiği soruları cevaplandırmak geliyor. Temel ana görevi sahih dini bilgi doğrultusunda halkımızın dini bilgi ihtiyacını karşılamak ve bu konuda ilmi toplantılar düzenlemek, bu konuda projeler yapmak, bu konuda kitaplar yayımlamak gibi görevlerdir.
Toplumsal dini oluşumların sosyolojik açıdan incelenmesi, dini açıdan incelenmesi gibi çalışmalarımız da var. Toplumumuzun fetva ihtiyacını ise birkaç farklı yolla karşılıyoruz. Bunlardan bir tanesi halkımızın bize yazılı olarak sorduğu sorular. İnternet üzerinden bizim sayfamıza T.C. kimlik numaralarıyla girip sordukları sorulara biz yazılı olarak cevap veriyoruz. Yılda yaklaşık kırk bin civarında soru cevaplıyoruz bu şekilde. Vatandaşlarımızın herhangi bir konuda dini sorularını cevaplıyoruz.
Alo 190 “Diyanet Fetva” hattımız var. Telefon fetva hizmeti bu. Hamdolsun bugün geldiğimiz nokta itibarıyla günde altı bin soruya cevap veriyoruz. Bu Ramazan’da yaklaşık yirmi bine yaklaşıyor. Dolayısıyla yıllık bir buçuk milyon ile iki milyon soruya telefon üzerinde fetva vaizlerimiz üzerinden Türkiye çapında cevap veriyoruz. Alo 190’ı tuşladıklarında vatandaşlarımız oradaki fetva vaizi hocamız gerekli cevabı onlara veriyor. Kendisi cevabı veremiyorsa kurulumuz uzmanlarından cevap alıp vatandaşa tekrar dönüp cevabını iletiyor. Fetva vaizimiz soru soran vatandaşla görüşürken aynı anda kurulumuzdaki uzman ile de görüşebiliyor ve oradan bilgi alabiliyor. Ülkemizde “hangi konularda hangi bölgelerde hangi yaş aralığında hangi cinsiyette hangi sorular geliyor?” şeklinde artık istatistiksel bilgi de elde edebiliyoruz. Dolayısıyla toplumsal ihtiyaçları karşılama noktasında fetva hizmetimiz önemli.
Bizim fetva hizmetimizin diğer bir boyutu da televizyon ve radyo yayınları. Diyanet TV’de Haftada 5 gün akşam saatlerinde “Diyanete Soralım” programımız var. Ve o programda bizim Din İşleri Yüksek Kurulu üye ve uzmanlarımız görev yapıyorlar. Bizim kurulumuza ait bir programdır. Fetva programıdır.
Dijital mecralarda dinî bilgi kirliliği artıyor. Dini açıdan “doğru bilgiye ulaşma” ilkeleri sizce nelerdir?
Aslında dijital dünyanın en önemli problemi en önemli meselesi bu. Çünkü kolay ulaşılabilir, kolay erişilebilir. Ama oraya yüklenen bilgiler de kolay yüklenebilir. Denetimsiz bir alan, çok ciddi anlamda denetimsiz bir alan. Bu açıdan medya okur yazarlığının önemi büyük aslında. Gerek dini bilgi gerekse diğer bilgiler açısından güvenilir olmak esastır. Yani herhangi bir kişiyle ilgili bilgi de böyledir. Dini bilgi doğal olarak en önemli bilgidir. Çünkü ona göre amel ediyorsunuz, ona göre inanıyorsunuz, ibadetlerinizi ona göre düzenliyorsunuz. Bu bilginin dijital dünyada bu kadar hızlı yayılması aynı zamanda hızlı tüketilmesi anlamına da geliyor. Bu nedenle bu hızlı tüketmenin mutlaka kuralları olması gerekiyor. Birincisi, bilgi aldığımız kaynağın güvenirliğini sorgulamanız gerekiyor. İlim ehli bir kişiden mi bilgi alıyoruz yoksa bu anonim bir hesap mı, genele hitap eden bir hesap mı, konunun uzmanı mı yoksa popüler içerik üreticisi mi? Bu başvurduğumuz yer kurumsal mı, ilmi geleneğe sahip mi yoksa bir siteden mi alıyoruz? Dolayısıyla kimden bilgi aldığınız önemlidir.
Bir de sosyal medyada her türlü bilgi var. Bir konuyla ilgili yüz farklı bilgi bulabilirsiniz. Belki 5-10 tane farklı hadis bulabilirsiniz. Parçacı yaklaşmamak lazım burada. Yani bir mesele ile ilgili değerlendirme yapabilmek için o mesele ile ilgili ayet-i kerimelerin tamamını, hadis-i şeriflerin tamamını, müştehid imamların iştihatlarını, İslam’ın genel külli kaidelerini bir arada değerlendirecek bir bilgiye sahip olmak gerekir. Yoksa bir ayet okuyarak hükme varmak ya da bir hadis okuyarak hükme varmak külli bakış, konuya bütüncül bakış olmadan insanı yanlış sonuçlara götürebilir. Bu dijital dünyanın tehlikelerinden birisidir. Çünkü tek tek sunar bilgiyi. Toplu bir değerlendirme yapmaz orada. Bu nedenle biz ilim ehli değilsek kendimiz ictahat etmeye kalkmamalıyız. Kendimiz karar vermektense bu işin ehli insanların kararlarına riayet etmeli güvenli limanlara demir atmalıyız.
Gençlere yönelik din hizmetlerinde dil ve yöntem nasıl geliştiriliyor? Nasihatle, rehberlik farkını burada nasıl ayırabilir gençler?
Tabii değişim insanlığın ortak prensibi. Kültür değişiyor, örf adet değişiyor, globalleşme dediğimiz şeyden dolayı pek çok şey değişiyor. Gençler çağımızın hani bireycilik, biraz daha özgürlük ve benzeri kavramların öne çıkması hasebiyle başkalarının onun adına karar vermesini çok doğru bulmuyorlar. Yani sen bana rehberlik et, kararı ben vereyim noktasında. Hem bireycilik anlayışı hem hiyerarşi anlayışı. Çünkü kişi kendi kimliğini kendi kurmak, kendisi olmak istiyor. Kendi kimliğini kendi geliştirmek istiyor, kararını kendi vermek istiyor. Dolayısıyla nasihat tarzından ziyade bilgilendirici, rehberlik verici, sorular soran, alternatifler sunan bir din hizmeti ortaya koymak gerekiyor. Kararı gence bırakmak gerekiyor. Kur’an’ın da, sünnetin de aslında usulü budur. Kur’an-ı Kerim, insanlara sürekli emirler yağdıran bir kitap değildir. Kur’an-ı Kerim daha çok insanlara ne der? Yere göğe bakmazlar mı, kendilerine bakmazlar mı, düşünmezler mi, akletmezler mi? Sürekli insanın kendisini özne olmaya sevk eder Kur’ân-ı Kerim. Başkasının dediğini yapmaktan ziyade sen bir bak, bu yerler gökler kendi kendine mi ayakta duruyor? Bu düzeni bir kuran yok mu? Nasıl oldu bu işler? Yani gecenin gündüzün art arda gelişini, her şeyin çift olarak yaratılışını, devenin yaratılışından sineğin yaratılışına kadar yıldızlardan rüzgârlara kadar pek çok şeyi Kur’an-ı Kerim insana sunar. Niye sunar? İnsan kendisi baksın diye sunar. Yani her şeyi emreden, her şeyi söyleyen bir yapıdan ziyade insanın dikkatini çeken bir kitaptır Kur’an-ı Kerim. Dikkatini çeker. Düşün yani aklet ve karar ver noktasındadır. Onun için aslında Kur’an-ı Kerim’in ve dinimizin temel önerisi de budur. Şu da önemlidir, nasihat etmekten ziyade rol model görmek ister, örneklik görmek ister. Bu hususta önemlidir. Onun için gençlerimiz bizden kendilerine doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, dindarlık noktasında örnek olmamızı bekliyor.
Peki Ramazan’ı bir değer ve ahiret eğitimi olarak okursak Ramazan ayı en çok hangi davranışlarımızı da düşünmeye sevk eder?
Ramazan ayı aslında baştan sona bir eğitim sürecidir, eğitim dönemidir. Kampa girmek gibidir Ramazan ayı. Ramazan Necip Fazıl’ın dediği şiirinde söylediği gibi “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak. Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden.” diyor ya insanlara dur diyen bir vakittir. Dur ve bilinçli ol, şuurlu ol, farkında ol diyen bir zaman. Onun için Ramazan öncelikle bilinçli olma, farkında olma ve otokontrol noktasında insanı sahaya çağırır. Yani gündüz akşama kadar yemek yemeyebilirsiniz. Herhangi bir günde yemek yemeyebilirsiniz, su içmeyebilirsiniz. Ama bunu Ramazan bilinçli yaptırıyor. Sahur vaktinden itibaren akşam güneş batana kadar bu bilinci size işletiyor ve o noktada davranışlarınızı kontrol etmenizi de istiyor. Sadece yemek içmek de değil. Bir kere en doğal ihtiyacımız yemek içmek. Bununla yaşıyoruz çünkü. Bu bizim temel ihtiyacımız. Bunu kontrol ettirdiği gibi Peygamber Efendimiz’in dikkat çektiği bir husus daha var. Hani yalanı, günahı ve benzeri şeyleri terk etmeden akşama kadar aç kalmış olursunuz sadece. Yani diğer davranışlarımıza da dikkat etmeniz lazım. Orucunuzun kaliteli, verimli, güzel olması için sahih olması için. Dolayısıyla sadece yeme içme noktasında değil konuşma noktasında, davranma noktasında, bakma noktasında, dinleme noktasında insan bir otokontrol zamanına girer. Bilinçli davranma zamanına girer. Dolayısıyla insanlığın böyle hayatın akışı içerisinde kendini kaptırmış giden insanı biraz daha dikkatli olmaya çağırır. Bir aylık bir kampa alır insanı. Aynı zamanda Ramazan bize derin bir muhasebe yapma imkânı da sunar. Hem gecesiyle hem gündüzüyle ibadet ederek yoğun bir ay olduğu için mutlaka kendi içimize döneriz, kalbimize döneriz.
Ramazan’da iftar sofralarında bir israfa kaçıldığını da görüyoruz. Böyle düşündüğümüzde israfla mücadelede dini hassasiyeti toplumsal alışkanlığa nasıl dönüştürebiliriz?
İsraf insanlığın temel bir problemidir. Varlık arttıkça israf artar. Madem ki Ramazan ayı bir ibadet ayıdır, israf da malum ki günah bir davranıştır. Yani ibadetle günah yan yana olmaz Ramazan ayında özellikle. Özellikle iftarlarımızda israfı daha çok görüyoruz, sofralarımızda görüyoruz bu israfı. Özellikle toplu iftarlarda. Bu bir ikramdır. Bu Allah’ın hoşuna gidecek bir davranıştır.
Cenab-ı Hakk’ın en çok hoşuna giden davranışların başında insanların birbirine yardım etmesi geliyor. Açların doyurulması, fakirlerin giydirilmesi ve benzeri. Bunu yaparken bunu gösterişe dökmemek lazım. İbadet gösteriş için olmaz. İbadet samimiyetle, ihlasla olur. Dolayısıyla ihtiyacı aşacak şekilde değil o iftarı toplumsal bir dayanışmaya dönüştürecek şekilde düşünmek gerekir.
İsraf, çocukluktan itibaren verilmesi gereken bir eğitimdir. Ben parasını verdim, suyu istediğim kadar akıtabilirim diye düşünebilir miyiz, düşünemeyiz. Parasını verdim, peçeteyi istediğimiz kadar harcayabilirim diye düşünebilir miyiz, düşünemeyiz. Çünkü orada tükettiğin su, insanlığın ortak mülküdür, hepimizindir. Bütün insanlığın ortak malıdır. Ağaçlar bütün insanlığın ortak malıdır. Yani ben parasını verdim istediğim gibi tüketebilirim anlayışı son derece yanlış bir anlayıştır. Günümüzde Ramazan’da ya da Ramazan dışında insanlar özellikle otellerde ve benzeri yerlerde para verdikleri yerlerde bu israf meselesini biraz daha bilinçsiz, şuursuzca davranabiliyorlar. Yani orada israf edilen şey sadece kişinin kendi malı mülkü değildir. Dolayısıyla israfa böyle bakmak lazım. İsraf konusunda bakın, “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz.” der Kur’an-ı Kerim. Onun için israf konusunda toplumsal bir farkındalık oluşturmak noktasında da Ramazan bir fırsattır.
Hocam Kadir Gecesinin bin aydan hayırlı oluşunu hangi ana fikirlerle aktarmak istersiniz?
Şimdi Cenab-ı Hak niçin ona bin aydan hayırlıdır diyor değil mi? Aslında bir şeye dikkat çekiyor. Bizim kültürümüzde çok önemli bir kavram var. Bereket kavramı, bereket ne demek? Bize az gibi gelen bir şeyle çok iş başarmak. Yani bir şeyin faydasının çok fazla olması hayrının çok fazla olması demektir. Bazen elinize bir sürü bir şey olur, onunla pek bir şey yapamazsınız. Az bir şey olur, çok şey yaparsınız. Demek ki Kadir gecesinde gerçekleşen hadise, bin ayda gerçekleşecek hadiseler kadar kıymetli. Bin ay kadar değerli bir zaman haline getiriyor, kadir gecesini bereketlendiriyor. Kadir gecesinin özelliği tabii Kur’an-ı Kerim’in inmesi. Yani birincisi bereket kavramıyla bir düşünmek lazım. Bakın zaman nasıl bereketleniyor? Kur’an-ı Kerim’in inmesiyle bereketleniyor tabii. Kur’an-ı Kerim’in inmesi bizim için hidayet demek. Yani insanın varlık amacına insanı götüren şey doğru yol üzerinde olmasıdır, hidayet üzerinde olmasıdır. Yanlış bir yol üzerinde oldu mu insan perişan, mahvolmuş ebedi hayatı kaybetmiş anlamına gelir. Dolayısıyla bizim için en değerli şey hidayet üzere, doğru yol üzere olmaktır. Diğer şeyler bundan sonra gelir her zaman. O açıdan bereketi düşünmek lazım. Cenab-ı Hakk’ın bize hidayetini düşünmek lazım. Yani rehberliğini düşünmek lazım.
Doğru inanç, doğru ibadet, doğru ahlak, doğru insan. Yani olmamız gerekeni bize bildiriyor. Yani namaz kılın dediğin de aslında su için demek gibidir bu. Su niye içeriz? Su bizim zaruri ihtiyacımızdır. Namaz da bizim zaruri ihtiyacımızdır. O ruhumuzun ihtiyacıdır. Oruç ruhumuzun ihtiyacıdır. Diğer şeyler de öyle. Dolayısıyla bu konuda bize rehberlik ediyor. Bir de bütün bunlara bağlı olarak şunu biliyoruz ki Cenab-ı Hak insanı yarattı ama insanı yüzüstü bırakmadı. Kitaplar gönderdi, peygamberler gönderdi. İşte o doğrusu tarih sırat-ı müstakimi göstermesi açısından Kadir gecesi kıymetli. O kıymeti ona kazandıran Kur’an’ın nüzulü, hidayet rehberi olması ama biz o geceyi ihya ettiğimizde bin ayı ihya etmiş gibi istifade etmiş oluyoruz.
Son olarak okurlarımıza Ramazan için tek cümle çağrınız olsa ne söylemek isterdiniz?
Ramazan Allah’ın umut kapısıdır. Allah’ın açtığı rahmet kapısıdır. İnsan geçmişinde ne yaparsa yapsın Cenab-ı Hak insanın yüzüne hiçbir zaman o kapıyı kapatmıyor. Kapanmayan bir kapıdır rahmet kapısı. İnsanlar bunu bilmeli. Kendilerini bundan sonraki hayatlar için elinden geldiğince hazırlamalı. Bundan sonra hata yapmasınlar demiyorum, hata yapmayacaklar da demiyorum. Ama elimizden geldiğince rahmet kapısının rahmetinden faydalanma noktasında olmak lazım.
Röportaj: Hakan ERDEM
Fotoğraf: Ömer Faruk ERDOĞAN