RÖPORTAJLAR:
hakaner6060@gmail.com
BLOG
Manifest son dönemde Türkiye’nin en çok konuşulan müzik gruplarından biri hâline geldi. Şarkıları, dansları, sahne kıyafetleri, sosyal medya paylaşımları ve gençler arasında hızla büyüyen hayran kitlesiyle popüler kültürün merkezine yerleşti. Fakat Manifest tartışmasını sadece altı genç kadının ne giydiği üzerinden yürütmek meselenin asıl tarafını gözden kaçırmamıza neden oluyor. Burada sorgulanması gereken grup üyelerinin kişisel tercihleri kadar onları yöneten, biçimlendiren, sahneye hazırlayan ve gençlerin karşısına belirli bir imajla çıkaran yapım ve pazarlama aklıdır. Çünkü Manifest, kendiliğinden kurulmuş bir arkadaş grubu değildir. Yarışma formatıyla seçilen, profesyonel eğitimlerden geçirilen, karakterleri, kıyafetleri, renkleri, dansları ve sosyal medya kimlikleri planlanan ticari bir eğlence projesidir. Dolayısıyla karşımızda yalnızca müzik yapan gençler bulunmuyor. Gençlerin dikkatini yakalamayı, bu dikkati hayranlığa ve ardından ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlayan güçlü bir endüstriyel sistem bulunuyor.
Hakan Erdem - Gazeteci Yazar
Özgürlük mü planlanmış görünürlük mü?
Manifest üyeleri kamuoyuna özgürlük, cesaret, kadın dayanışması ve hayallerini gerçekleştirme kavramları üzerinden sunuluyor. Sevimli gibi görünen bu kavramlar, genç kadınların gücü ve özgürlüğü üzerinden sürekli olarak beden görünürlüğü, iddialı sahne kıyafetleri ve cinsel çağrışımı yüksek koreografiler olarak temsil ediliyorsa burada ciddi bir çelişki vardır.
Kadınların özgürleşmesi, bedenlerinin eğlence endüstrisinin en etkili pazarlama aracına dönüştürülmesi anlamına gelemez.
Sorulması gereken soru şudur: Neden genç kadınların müzikteki başarısı sesleri, sözleri, düşünceleri ve sanatları üzerinden değil de çoğu zaman ne kadar görünür oldukları üzerinden pazarlanıyor?
Neden kadın gücü denildiğinde karşımıza bilgi, emek, ahlak, karakter ve toplumsal katkı yerine sürekli olarak beden merkezli bir gösteri çıkarılıyor?
Bu tercihler tesadüf değildir. Popüler kültür, insanın en temel dürtülerinden biri olan merakı kullanır. Çıplaklığa yaklaşan görüntüler, teşhir duygusunu güçlendiren kıyafetler ve cinsel çağrışımlı danslar daha fazla izlenme daha fazla paylaşım ve daha fazla etkileşim getirir.
Algoritma bunu ödüllendirir.
Markalar görünürlüğe yatırım yapar.
Yapım şirketleri ilgiyi gelire dönüştürür.
Fakat bütün bu sistemin psikolojik ve kültürel bedelini gençler öder.
Sahnedeki gençler, sahne arkasındaki akıl
Manifest grubunda sahneye çıkan genç kadınların arkasında yapımcılar, koreograflar, stilistler, sosyal medya yöneticileri, reklamcılar ve marka danışmanlarından oluşan geniş bir yapı bulunmaktadır.
Hangi kıyafetin giyileceğine hangi görüntünün sosyal medyada paylaşılacağına hangi dansın öne çıkarılacağına ve hangi tartışmanın görünürlüğü artıracağına çoğu zaman bu profesyonel sistem karar verir. Bu nedenle eleştirilmesi gereken; kadın bedenini tıklanma aracına, gençlerin ilgisini tüketim malzemesine ve özgürlük kavramını ticari bir slogana dönüştüren anlayıştır.
Manifest üyeleri bu sistemin görünen yüzüdür. Onları sürekli daha fazla görünürlük üretmeye yönelten endüstri ise çoğu zaman tartışmanın dışında kalmaktadır. Bir sahne performansı tepki çektiğinde sanatçılar eleştirilir ancak bu performansı tasarlayan, pazarlayan ve dijital dolaşıma sokan yapı sorgulanmaz. Oysa sahnedeki görüntüyü ortaya çıkaran akıl, sahnedeki kişilerden daha fazla sorumluluk taşımaktadır.
“18 yaş sınırı vardı” savunması yeterli mi?
Tartışmalı görüntüler için kullanılan savunmalardan biri, konserlerin yetişkinlere yönelik olduğu ve bazı etkinliklerde 18 yaş sınırı bulunduğudur. Fakat dijital dünyada salon kapısına konulan yaş sınırı ekranın karşısındaki çocuğu koruyamaz.
Konser görüntüleri saniyeler içinde TikTok, Instagram, YouTube ve diğer platformlara taşınmaktadır. Üstelik en çok dolaşıma giren görüntüler performansın sanatsal bölümleri değil en tartışmalı kıyafetler ve danslardır.
Bir çocuk konsere giremeyebilir ancak konserden kesilen görüntüler onun telefonuna ulaşabilir. Bu nedenle yapımcıların “Etkinlik yetişkinlere yönelikti” diyerek sorumluluktan çekilmesi mümkün değildir. Dijital çağda içerik üreticileri, bir görüntünün nerede sergilendiği kadar nerelere ulaşabileceğini de düşünmek zorundadır.
Gençlere verilen örtük mesaj
Manifest üzerinden sunulan görsel dünya, gençlere doğrudan söylenmeyen ancak sürekli tekrar edilen bazı mesajlar taşıyor:
“Fark edilmek istiyorsan görünür olmalısın.”
“Görünür olmak istiyorsan bedenini öne çıkarmalısın.”
“Popüler olmak başarıdan daha önemlidir.”
“Beğenilmek, değerli olmanın göstergesidir.”
“Hayran olduğun kişinin giydiğini giymeli, kullandığını kullanmalı ve önerdiğini satın almalısın.”
Bu mesajların hiçbiri açıkça ifade edilmeyebilir. Zaten popüler kültür çoğu zaman açık cümlelerle değil tekrar edilen görüntülerle etki oluşturur.
Genç bir insan aynı beden kalıplarını, aynı kıyafetleri, aynı dansları ve aynı yaşam tarzını sürekli gördüğünde bunları zamanla doğal, gerekli ve başarıya ulaştıran davranışlar olarak kabul edebilir.
Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, kimliklerini oluştururken rol modellere ihtiyaç duyar. Bu süreçte karşılarına sürekli olarak kusursuzlaştırılmış bedenler, filtrelenmiş yüzler ve yüksek düzeyde cinselleştirilmiş sahne görüntüleri çıkarılması beden algısı, öz güven ve değer duygusu üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Buradaki mesele, gençlerin bir müzik grubunu sevmesi değildir. Mesele, sevgi ve hayranlık üzerinden gençlerin nasıl yönlendirildiğidir.
Manifest’i medya okuryazarlığıyla okumak
Medya okuryazarlığı, bir içeriği izlemekten veya eleştirmekten ibaret değildir. İçeriğin kim tarafından, hangi amaçla, hangi ekonomik model içinde ve hangi tekniklerle üretildiğini anlayabilmektir.
Manifest’e medya okuryazarlığı açısından baktığımızda şu soruları sormamız gerekir:
“Bu grup hangi yöntemle oluşturuldu?”
“Üyelerin kamuoyuna sunulan kişilikleri ne ölçüde doğaldır, ne ölçüde planlanmıştır?”
“Sahne kıyafetlerini kim belirlemektedir?”
“Tartışmalı görüntüler neden sürekli öne çıkarılmaktadır?”
“Gençlerin hayranlığı hangi ürünlere, markalara ve tüketim alışkanlıklarına yönlendirilmektedir?”
“Bu paylaşım müzik içeriği midir, reklam mıdır, yoksa planlanmış bir pazarlama kampanyası mıdır?”
Gençler bu soruları sormaya başladığında popüler kültürün pasif tüketicisi olmaktan çıkar, bilinçli izleyicisi hâline gelir.
Ailelerin de “Bu grubu dinleme” demesi yeterli değildir. Yasaklayıcı yaklaşım çoğu zaman merakı büyütür. Bunun yerine çocuklara görüntünün arkasındaki ekonomik ve kültürel sistem anlatılmalıdır.
Bir klibin nasıl kurgulandığı, sosyal medya algoritmalarının neden tartışmalı içerikleri öne çıkardığı, markaların sanatçılar üzerinden gençlere nasıl ulaştığı ve beden algısının nasıl ticari değere dönüştürüldüğü konuşulmalıdır.
Kadın gücü teşhirle ölçülemez!
Bir kadının özgürlüğü, bedenini ne kadar sergilediğiyle ölçülemez.
Bir kadının cesareti, sahne kıyafetinin açıklığıyla belirlenemez.
Bir kadının başarısı, sosyal medyada aldığı beğeni sayısına indirgenemez.
Kadının gücü; düşüncesinde, eğitiminde, üretiminde, sanatında, emeğinde, karakterinde ve topluma kattığı değerde aranmalıdır.
Kadın bedenini pazarlayan endüstriyi eleştirmek, kadınların yaşam biçimine müdahale etmek değildir. Tam tersine, kadınların özgürlük adı altında yeni bir ticari sömürünün nesnesi hâline getirilmesine itiraz etmektir.
Manifest meselesi bu nedenle birkaç sahne kıyafetinden ibaret değildir. Bu mesele gençliğe nasıl bir başarı anlayışı sunduğumuzla ilgilidir.
Bu mesele özgürlüğün teşhirle, sanatın görünürlükle, kadın gücünün bedenle ve değerin popülerlikle özdeşleştirilmesine karşı durma meselesidir.
Gençlerimize kimi dinleyeceklerini dikte etmek yerine dinledikleri kişilerin arkasındaki sistemi okuyabilecek bilinç kazandırmalıyız. Çünkü medya okuryazarı bir genç, önüne getirilen her görüntüyü sorgusuz biçimde tüketmez.
Kimin ürettiğini, neden ürettiğini, hangi duygusunu harekete geçirmek istediğini ve bu ilgiden kimin kazanç sağladığını sorgular.
Bugün Manifest’i konuşurken asıl bakmamız gereken yer sahnenin önü değil sahnenin arkasındaki akıldır.